DAVRANIŞÇI ÖĞRENME KURAMI

Eğitim, insanlara istendik davranışları oluşturma süreci olduğundan, öğrenmenin hangi koşullarda gerçekleştiğini bilmek bu istendik davranışları oluşturmada önemli bir etkiye sahiptir. Bir çok öğrenme kuramı öğrenmenin nasıl gerçekleştiği üzerine farklı görüşler sunmuştur ancak hepsini kapsayan bir görüş geliştirilememiştir. Öğrenmenin nasıl gerçekleştiğine dair soruna, davranışçı kuramcılar ilk sistemli açıklamaları yapmaya çalışmıştır. Davranışçı kuramın kurucusu John Watson’dur. Önemli temsilcileri ise Watson, Pavlov, Thorndike, Skinner, Guthrie ve Hull’dur.

Davranışçı kurama göre öğrenme, uyarıcı-tepki bağlamında oluşur. Uyarıcı, organizmayı harekete geçiren bütün iç veya dış olaylar iken, tepki ise bir uyarıcının organizmada meydana getirdiği fizyolojik ve psikolojik değişimi ifade eder. Davranışçılar, araştırma sürecinde insanlar gibi hayvanları da kullanmışlardır. Bundan dolayı deneklere organizma denmektedir. Klasik koşullanma kavramının bir diğer adı da tepkisel koşullanmadır.

KLASİK KOŞULLANMA SÜRECİ

Pavlov klasik koşullanma sürecine ilişkin yapmış olduğu köpek deneği davranışçı kuram açısından önemli bir etkiye sahiptir. Aslında bir fizyolog olan Pavlov, mide ve tükürük salgıları üzerine çalışmalar yaparken köpeğin belli aşamalardan sonra daha eti görmeden eti getiren kişinin ayak seslerini duyunca salya salgıladığını gören Pavlov, çalışmasını farklı bir boyuta taşımıştır.

Pavlov’un klasik koşullanma üzerine yaptığı deney kısaca şöyledir: Koşulsuz uyarıcı olan et köpeğe verildiği zaman koşulsuz tepki olan salya salgılama oluşmaktadır. Daha sonra nötr uyarıcı durumunda olan zil sesi, et verilmeden hemen önce verilir. Bu süreç bir kaç kez tekrarlandıktan sonra zil sesi tek başına salya salgılamaya yol açtığı için koşullu uyarıcı olur. Koşullu uyarıcı olan zil sesi köpekte salya salgılanmasına yol açtığı için de koşullu tepkiyi ortaya çıkarmış olur. Yani zil sesi, et verilmeden  koşullu tepki olan salya salgılanmasını ortaya çıkarır. Burada nötr uyarıcı ile koşullu uyarıcı aynıdır yani zildir. Koşulsuz tepkiyle koşullu tepki de aynıdır yani salyadır.

Birkaç örnek üzerinden koşullanma sürecine bakalım.

6 yaşındaki Aslı’nın amcası bir gün onlara misafirliğe gelirken ona çikolata alır. Bu duruma çok sevinen Aslı başka günlerde de amcasının eve geleceğini öğrenince çikolata yiyeceğini bildiğinden mutlu olur. ( Amca başlangıçta nötr uyarıcıdır, çikolata da koşulsuz uyarıcıdır. Çikolatayı gören Aslı’nın sevinci de koşulsuz tepkidir. Daha sonra amcasının eve geldiğini gören Aslı’nın daha çikolatayı görmeden sevinmesi durumu var. Burada amca koşullu uyarıcı, Aslı’nın sevinci de koşullu tepki olur.)

KLASİK KOŞULLANMA İLKELERİ

Bitişiklik

Bitişiklik ilkesi, koşullanma sürecinde nötr ve koşulsuz uyarıcıların birbirinin ardı sıra verilmesidir. Pavlov’un yapmış olduğu deneyde zil sesinden hemen sonra etin verilmesi buna örnektir. Başlangıçta zil sesi nötr uyarıcıdır ve hemen sonrasında koşulsuz uyarıcı olan et verilir. Bu sayede zil sesi koşullu uyarıcıya dönüşür. Genel olarak, nötr uyarıcı ile koşulsuz uyarıcı arasındaki zaman farkının yarım saniye olması en iyi kosullanmayı sağlarken, değişen durumlara göre bu süre 5 ile 30 saniye arasında değişmektedir.

Buna karşın koşullu uyarıcıdan sonra koşulsuz uyarıcının verilmemesi zamanla koşullu tepkinin sönmesine yol açacaktır. Yani köpek zil sesini her duyduğunda et verilmemesine rağmen salya salgılamaya devam edecektir. Ancak bu durum belli bir süre etkisini kaybedecektir.

Bitişiklik ilkesine dair Watson’un yapmış olduğu çalışmalara ve daha detaylı bilgilere bakmak için tıklayınız.

Sönme

Klasik koşullanma sürecinde koşullu uyarıcı etkisi kazanan nötr uyarıcının, tek başına verilmesi organizmada belli bir süre sonra etkisini kaybeder. Başka bir deyişle, koşullu uyarıcı olan zil sesi, et olmamasına rağmen köpekte salyaya yol açarken bir müddet sonra zil sesi salya salgılama için yeterli olmayacak etkisini kaybedecektir. Bu duruma sönme denmektedir.

Örnek: Bir çocuğun uzayan tırnakları annesi tarafından kesilirken canı yanar ve tırnak kesme zamanlarında çocukta bir kaygı oluşur. Ancak daha sonraki zamanlarda çocuğun tırnakları kesilince canı yanmaz ve kaygı durumu git gide azalarak kaybolur.

Kendiliğinden geri gelme

Sönme sonucunda oluşan bir durumun başka bir zaman tekrardan ortaya çıkmasıdır. Pavlov’un örneğine dönecek olursak, zil sesi tek başına verildiğinde belli bir zaman sonra etkisini kaybeder demiştik. Aradan geçen bir müddetten sonra zil sesi, köpek için salya salgılamaya yol açabilir. Ancak buradaki koşullu uyarıcının etkisi önceye göre daha kısadır ve çabuk kaybolur.

Örnek: Bir çocuğun uzayan tırnakları annesi tarafından kesilirken canı yanar ve tırnak kesme zamanlarında çocukta bir kaygı oluşur. Ancak daha sonraki zamanlarda çocuğun tırnakları kesilince canı yanmaz ve kaygı durumu git gide azalarak kaybolur. Başka bir zaman çocuk tırnaklarının kesileceğini anlayınca eski kaygısı geri gelir.

Genelleme

Koşullanma sürecinin sonunda, organizmada oluşan koşullu uyarıcının etkisinin benzer uyarıcılara da geçmesidir. Pavlov’un deneyinde köpek zil sesine koşullanmıştır. Ancak benzer zil seslerini duyunca da koşullu tepkiyi göstermiştir.

Örnek: Bir çocuğun evdeki süpürge makinesinin fişindeki açık bir yere dokunması sonucu elektrik çarpar ve çocuk o günden sonra elektrikli süpürgenin fişinden korktuğu gibi etraftaki diğer fişlerden korkmaya başlar.

Örnek: Bir çocuğa yaşlı komşusu şeker verdikten sonra çocuk mutlu olur. Çocuk bu yaşlı komşusunu her gördüğünde mutlu olduğu gibi ona benzeyen başka yaşlı insanlar görünce de mutlu olur.

Ayırt Etme

Ayırt etme, genellemenin aksine koşullu uyarıcıyı diğer uyaranlardan ayırabilme ve sadece koşullu uyarıcıya tepkide bulunmadır.

Örnek: Bir çocuğa yaşlı komşusu şeker verdikten sonra çocuk mutlu olur. Çocuk bu yaşlı komşusunu her gördüğünde mutlu olduğu gibi ona benzeyen başka yaşlı insanlar görünce de mutlu olur. Komşusu olan yaşlı adamın ona şeker vermeye devam etmesi ve diğer yaşlıların ona şeker vermemesi sonucu artık çocuk sadece komşusu olan yaşlı adamı görünce mutlu olur.

Habercilik (Yordayıcılık)

Organizmanın koşullanma sürecinde koşullu uyarıcının başka bir uyaranla ilgili bilgi vermesine habercilik denir. Pavlov’un deneyinde zil sesi, etin verileceği gösterdiği için habercilik niteliği taşımaktadır. Habercilik ilkesi kendi içinde ikiye ayrılmaktadır. Bunlar

İleriye koşullanma (olumlu habercilik)

Bir koşullu uyarıcı kendisinden sonra gelen koşulsuz uyarıcıya dair beklenti oluşturuyorsa buna olumlu habercilik denmektedir. Zil sesi, etin geleceğine dair bir beklenti oluşturduğu için olumlu haberciliktir.

Örnek: Akşamları kapı sesini duyan Berk’in babasının işten geldiğini bilmesi buna örnektir

Geriye koşullanma (olumsuz habercilik )

Bir koşullu uyarıcının kendisinden önce gelen koşulsuz uyarıcı hakkında beklenti oluşturuyorsa olumsuz haberciliktir.

Örnek: Sınavlarda zilin çalması sınavın bittiğine işaret ediyorsa olumsuz haberciliktir.

İkinci Dereceden Koşullanma (Üst Düzey Koşullanma )

Klasik koşullanma sürecinde, nötr uyarıcıyken koşullu uyarıcı etkisi kazanan uyarıcının, koşulsuz uyarıcı yerine geçmesi başka nötr uyarıcıyı da koşullu uyarıcı yapma sürecidir. Pavlov’un deneyine göre anlatacak olursak zil, koşullu uyarıcıdır. Zille birlikte ortama nötr uyarıcı olan farklı renkte bir ışık verilmesi sonucunda bu nötr uyarıcının da koşullu uyarıcı olmasıdır. Diğer bir deyişle zille birlikte ortama farklı renkte bir ışık veriliyor ve köpekte salya tepkisi oluşuyor. Zil ortamdan çekildikten sonra ışık tek başına verildiğinde de salya tepkisi oluşuyor. Bu duruma üst düzey koşullanma ya da ikinci dereceden koşullanma denmektedir.

Örnek: Sınıfta kendisine kızan öğretmeninden korkan bir çocuk, artık sadece öğretmeninden değil onunla birlikte gezen diğer öğretmenden de korkmaya başlar

Duyusal Ön Koşullanma

Duyusal ön koşullanma, ikinci dereceden koşullanma gibi farklı nötr uyarıcılara karşı tepki verilmeye başlanmasıdır. Ancak burada şöyle bir farklılık vardır ikinci dereceden koşullanma olabilmesi için nötr uyarıcının bir koşullu uyarıcıyla verilmesi gerekirken, duyusal ön koşullanmada nötr uyarıcılar koşulsuz bir uyarıcı olmadan birlikte verilir. Elbette bu durum organizmada herhangi bir tepkinin oluşmasını sağlamaz. Daha sonra nötr uyarıcılardan biri koşulsuz uyarıcıyla birlikte verilip koşullu uyarıcı etkisi kazanır. Diğer nötr uyarıcı herhangi bir koşullu veya koşulsuz uyarıcıyla birlikte verilmeden koşullu uyarıcı niteliği kazanır.

Örneklerle açıklayacak olursak: Bir öğrenci sınıfta kendisine kızan öğretmenine karşı korku tepkisi geliştirir. Bununla beraber daha önce bu öğretmeniyle beraber gördüğü başka bir öğretmenle de karşılaşınca korku tepkisi gösterir.

Gölgeleme

Klasik koşullanma sürecinde organizmanın birlikte sunulan uyarıcılardan birine karşı koşullu tepki oluştururken, diğer uyarıcıya karşı herhangi bir tepki geliştirmemesidir.

Örnek: Bir köpeğe nötr uyarıcı olan zil ve ışık uyarıcıları veriliyor ve sonrasında koşulsuz uyarıcı olan et veriliyor. Bu işlem birkaç kez tekrar ettikten sonra koşulsuz uyarıcı olan et ortamdan çekiliyor. Köpek zile karşı koşullu tepki olan salya salgılamaya yaparken ışığa karşı tepki vermiyor. Burada zil sesi ışıktan baskın geldiği için onu gölgeliyor. 

Örnek: Dişi çok fena ağrıyan birinin dişçi korkusu olmasına rağmen dişçiye gidip tedavi olması (diş ağrısı, dişçi korkusundan baskın olup onu gölgelemiştir)

Engelleme

Bazı tepkisel koşullama deneylerinde, bir uyarıcı koşullu uyarıcı etkisi kazandıktan sonra bu koşullu uyarıcıyla birlikte bir nötr uyarıcı ortama eklenir. Bu ikinci dereceden koşullanma deneyinde ortama sonradan getirilen nötr uyarıcı tek başına verildiğinde koşullu tepkiyi ortaya çıkaramamakta önceki koşullu uyarıcı tarafından engellenmektedir.

Not: Engelleme ile gölgeleme ilkeleri birbirine benzemekle beraber farklı kavramlardır. İkisinde de iki farklı uyarıcı varken biri koşullu tepkiyi ortaya çıkarmakta diğeri koşullu tepkiyi ortaya çıkaramamakta. Ancak gölgelemede iki uyarıcı (nötr veya koşullu) birlikte verilirken, engellemede bir koşullu uyarıcıdan sonra ortama bir nötr uyarıcı eklenir.

Örnek: Annesinin elinde sabunlu bez görünce canını yakarak ağzının silineceğini anlayan bebek ağlamaya başlar. Daha sonra annesi sabunlu bezle beraber kağıt havluyu da kullanarak bebeğinin ağzını siler. Bebek bunların sonucunda sabunlu bezi  tek başına görürkenına karşın kağıt havluyu tek başına görünce herhangi bir tepki vermemiştir.

Olumsuz Tat Kaçınması (Garcia Etkisi)

John Garcia ve arkadaşları bitişiklik ilkesine aykırı biçimde, koşullu uyarıcı ile koşulsuz uyarıcı arasındaki zamanın kısa süre veya art arda verilmeden de gerçekleşebileceğini söylemiştir. Bu durum tat kaçınmasının en önemli özelliğidir. En uzun “koşullu uyarıcı-koşulsuz uyarıcı aralığı” ile öğrenme tat kaçınması öğrenmesinde görülür. Olumsuz tat kaçınmasında bir yiyeceğin veya içeceğin tüketilmesi, bir çeşit hastalıkla ya da acı ile sonuçlandığı durumlarda görülür.

Örnek: Öğle yemeği vaktinde çiğ köfte yiyen birisi akşam olduğunda karnı ağrımaya başlar. Bu karın ağrısını öğle yediği çiğ köfteye bağlayan adam uzunca bir süre çiğ köfte yememiştir.

TEPKİSEL KOŞULLANMALARI ORTADAN KALDIRMA YÖNTEMLERİ

Klasik koşullanma ile insanlar bir çok yeni davranış öğrenir ve bu davranışları hayatlarında uygulamaya sokar. Bunlar sevme, korkma, kaygılanma, sevmeme gibi duyuşsal öğrenmeler olabilmektedir. Bu duyguların bazıları organizma için iyi olurken bazıları da organizmanın hayatında zorluklara yol açmaktadır. Bilindiği gibi organizma için istenmeyen koşullu bir uyarıcının oluşumu belli yaşantılar sonucunda oluşmaktadır. Bu koşullu uyarıcı ilk başta nötr uyarıcı durumundadır ve bazı yaşantılardan sonra koşullu uyarıcı niteliği kazanır. Elbette koşullanma sürecini tersine çevirmekte mümkündür. Nötr bir uyarıcı nasıl koşullu uyarıcı durumuna gelmişse, koşullu uyarıcı da nötr duruma getirilebilir. Aşağıda tepkisel koşullanmaları, davranışçı yöntemlerle nasıl ortadan kaldırıldığı yazılmıştır. Bunu yapmanın üç yolu vardır. Bunlar: sönmesini bekleme, sistematik duyarsızlaştırma ve karşıt koşullanmadır.

Sönmesini bekleme

Sönmesini bekleme yöntemi, davranışçı terapide daha çok korku ve fobileri ortadan kaldırmak amacıyla kullanılır. Organizma için istenmeyen bir koşullu tepkiye yol açan koşullu uyarıcıya daha fazla maruz bırakılması söz konusudur. Bu sayede art arda verilen koşullu uyarıcı belli bir süreden sonra etkisini kaybedecek ve korku yavaş yavaş azalacaktır.

Örnek çalışma: Yapılan bir araştırmada iğne ve enjeksiyon korkusu olan hastalara sürekli olarak iğne gösterilir ve ardından uzman hemşireler tarafından iğne yapılır. Koşullu uyarıcıya uzunca bir süre maruz bırakılan hastaların büyük bir kısmında iğne ve enjeksiyon korkusundan gözle görülür bir azalma olmuştur.

Sistematik duyarsızlaştırma

Joseph Wolpe tarafından 1950’lerde geliştirilen, çocuk ve yetişkinlerde var olan korku ve kaygı durumunu ortadan kaldırmak için günümüze kadar en sık kullanılan ilaçsız yöntemdir. Bu yöntem, güçlü korku veya kaygıları olan bireyler için, başlangıçta korkuya yol açan zayıf uyaranlar verilir ve süreç giderek daha güçlü uyarıcıların verilmesiyle devam eder. Bu sayede bireydeki korkular yavaş yavaş yok olur.

Sistematik duyarsızlaştırma süreci

  • İlk olarak hastaya korku duyulan durum ile ilgili sorular sorulur ve somut bilgiler elde edilir.
  • Daha sonra korku duyulan durumla ilgili bir liste hazırlanır. Bu liste en az korku duyulan durumdan en çok korku duyulan duruma göre devam eder.
  • Tedaviye başlarken hastanın başlangıçta rahatlaması önemlidir. Daha sonra hastanın listedeki en az korku duyulan durumdan yukarıya doğru korkuları zihinde canlandırılması istenir. En çok korku duyulan durum zihinde canlandırılırken eskisi gibi bir korku tepkisi oluşuyorsa tedavinin bir sonraki aşaması olan uygulama durumuna geçilir.
  • Uygulama evresinde de hastanın listedeki en az korku duyulan noktadan başlayarak devam eder. Eğer hasta en çok korku duyulan noktada koşullu tepkiyi sergilemiyorsa, iyileşme kriterine gelmiş demektir.

Örnek: İnsanlar karşısında konuşamayan bir çocuğa, heyecanını yenmesi için bir tedavi süreci başlatılır. Çocuk öncelikle başkalarının önündeyken neler konuşacağını hazırlamıştır. Daha sonra bu konuşmayı ailesine karşı yapmış, ardından samimi olduğu arkadaşları karşısında yapmıştır. Öğretmeninin desteğiyle de hazırladığı konuşmayı sınıfa karşı yapmış ve heyecanını yenmiştir.

Karşıt koşullama

Klasik koşullanma sürecinde, bir koşullu tepkinin oluşmasına sebep olan uyarıcılar değiştirilerek karşıt tepkinin oluşturulması sürecidir. Burada istenilmeyen koşullu uyarıcı yerine, istenilen bir koşullu uyarıcı getirilir ve var olan koşullu tepki değiştirilerek olumsuz tutumlar ortadan kaldırılır.

Örnek: Kediden korkan bir çocuğa annesinin kucağında bir kediyle beraber gelmesi sonucu bu korkunun ortadan kalkmasıdır. Örnek: Okula karşı olumsuz tutum içinde olan öğrencilere öğretmenleri, daha anlayışlı ve sevecen davranarak bu durumu değiştirebilir.

Write A Comment