Adler, psikoloji alanındaki çalışmalarına ilk olarak Freud ile beraber başlamıştır. Freud, Adler ve Jung psikodinamik yaklaşımdaki öncü isimlerdendir. Ancak Adler zamanla Freud’un psikanalitik kuramı oluştururken, davranışların cinsellik ve saldırganlık temelli olduğu tezini doğru bulmayıp Freud’la fikir ayrılığı yaşamıştır. Bundan dolayı psikanalizden ayrılarak kendi kuramı olan “Bireysel Psikoloji” yaklaşımını geliştirmiştir.

Adler, insan hayatını şekillendiren olguların çocukluk çağı deneyimleri ve içindeki yıkıcı durumların değil, sosyo-kültürel etkiler olduğunu söylemiştir. Ayrıca insan davranışlarını kontrol eden durumun bilinçaltından ziyade amaçlı davranışlar (geçmişten çok şu andaki istek ve beklentilerimiz) olduğuna inanır. Adler, insanları hem yaratıcı hem de kendi yaşamları tarafından yaratılan olarak görmektedir. Sadece geçmiş ve çocukluk yaşantılarımız bizi şekillendirmemek de aynı zamanda birey olarak kendi kendimizi de sürekli yeniden yaratmaktayız. İnsan bunu yaratıcı benliği sayesinde yapabilmektedir. Yaratıcı benlik görüşü her insanın kendi kişiliğini yine kendisinin yarattığı anlayışına dayanır.

Adler Kuramında Temel Kavramlar

İnsan Doğasına Bakış

Adler, insan doğasını iyimser bir bakış açısıyla ele alan bir gelişim kuramcısıdır.  İnsanların doğuştan mükemmellik için çabalama eğilimlerinin olduğuna ve insanın bu çabasının da davranışlarının en önemli yönlendiricisi olduğuna inanmıştır.

Adler de Freud gibi, eşimin özellikle ilk 6 yılının kişilik gelişiminde etkili olduğuna inanmıştır ancak Freud’dan farklı olarak  insanı yönlendiren durumların geçmiş yaşantılardan ziyade, bu yaşantıları nasıl algıladığı, yorumladığı ve geçmişe dair yapılan bu yorumların şimdiki zamanı nasıl etkilediği ile ilgilenmiştir. Yani kişinin fenomenolojik bakış açısına önem vermiştir.

Aşağılık Duygusu ve Üstünlük Çabası

Aşağılık duyguları, çocuğun kendini etrafındaki insanlardan daha güçsüz ve daha küçük olduğunu fark ettiği çok küçük yaşlarda başlar. Burada çocuğa başkalarının ona nasıl davrandığı, çocuğun bunları nasıl yorumladığı ve bu duruma nasıl tepki verdiği kritik bir öneme sahiptir. Eğer insanlar çocuktan çok şey beklerse, çocuğun aşağılık duygusu tekrar tekrar onun yüzüne vurmuş olacaktır. Çocuk bu aşağılık duygusundan kurtulmak için de eylemlerde bulunur. Buna üstünlük kurma çabası denir. Üstünlük kurma çabası Adler’e göre doğuştan gelen bir güdüdür. Hepimiz aşağılık duygusundan kurtularak kendimizi güçlü, üstün ve tam hissetme amacına ulaşmaya çalışırız. Adler, mükemmel olmak ve aşağılık duygusuyla üstünlük sağlayarak başa çıkmak için gösterilen çabanın doğuştan geldiğini savunur.

Adler aşağılık duygusuyla beraber erkeksi protesto kavramını da oluşturmuştur. Erkeksi protesto, kadında doğuştan gelen eksiklik duyguları yönünden (yani toplumun erkeksi değerlerin öncelik ve önem vermesi yüzünden) erkeksi sayılan değerleri (evlenmek, ev işleri yapmak, erkeğin hükmetmeyi isteği vb.) reddetmesi kendine güvenmemesi ve aşarı durumlarda kendi cinsiyetini reddederek erkeksi tavırlar göstermesi eğilimidir. Erkeksi protesto, güç ve egemenlik isteğini ifade ederken, aşağılık duygusu, insandaki kadınsı yani temsil etmektedir.

Yaşam Stili

Yaşam stili, çocuğun etrafındaki koşullara kendince bir uyum sağlama yoludur. Yaşam stilini özellikle hayatın ilk 5-6 yılında yaşananlar belirler. Yaşanan olaylar bizim kişiliğimiz üzerinde bir etkisi yoktur ancak bu olayları yorumlama biçimimiz bizim kişiliğimizi etkiler. Özellikle hatalı yorumlar (ben en iyisiyim ve asla hata yapmam, herkes beni kabul etmeli, ben hiç bir işi beceremem, herkes beni kullanmak için arkadaşlık kuruyor vb.) yaşantımızın olumsuz bir gidişata sokabilir. Bu yaşam stilleri her insanda farklılık göstermektedir. Tek yumurta ikizlerine bile baktığımızda, bunların yetiştirilme koşulları, algıları, yaşantıları farklı olacağından yaşam stilleri de farklı olacaktır. Eğer bizler hatalı yorumlamalarımızı fark edersek, bunları değiştirebiliriz de.

Amaçlı ve Hedefe Yönelik Davranış

Psikanaliz insan davranışlarının kontrolünün bilinçaltında olduğunu ve kişinin de bunun farkında olmadığını söylerdi. Bireysel psikoloji ise bu açıklamadan farklı olarak, tüm insan davranışlarının bir amacı olduğuna inanmaktadır. İnsanlar kendileri için hedefler belirler ve bu hedefler doğrultusunda davranış gösteriler. Tüm davranışlar, yaşam tarzı hedefine ulaşmayı yönelik ve amaçlı olarak ortaya çıkar. Davranış, çocukluk yaşantılarından çok bireyim bu yaşantılara bakış açısı ile oluşur. Amaçlı davranış denmesinin sebebi, bireylerin davranışlarda bulunurken bunu neden yaptıklarını bilirler ve bu davranışları hedefe yöneliktir.

Kişilik Bütünlüğü ve Yapısı

Bireysel Psikolojinin dayanak noktası, kişiliğin yalnızca bütünsel ve sistematik olarak ele alındığında tam olarak anlaşılabileceğidir. Yani bireyi doğan, büyüyen, belirli bir ailede yaşayan bir birey olarak, sosyal ve kültürel alanı içinde bölünmez bir bütün olarak görmek gerekir.

Bireyler, bir amaç için hareket eden sosyal yaratıcı ve karar verme yeteneğine sahip varlıklardır. Kişilik bir yaşam hedefi geliştirmesiyle oluşur. Bir bireyin düşünceleri, duyguları, inançları, tavırları, karakteri, eylemleri onun bütünlüğünü ifade eder. Kişilik bütünlüğünün bir farklı açıklaması da danışanın sosyal sisteminin bütünleşmiş bir parçası olmasıdır.

Sosyal ilgi

Bireysel psikolojinin en önemli katkısı, insan yaşamında sosyalliğin olduğunu vurgulamasıdır. Adler için, insan olmanın ölçüsü o kişinin toplumu ne derece umursadığır. Sosyal ilgi, bireylerin bir insan topluluğunun bir parçası olduklarının farkına varmalarını ve sosyal dünya ile mücadele ederken sergiledikleri davranışları ifade eder. Adler sosyal ilgiliyi daha geniş anlamda aileye, topluma, çevreye, insanlığa ve yaşama karşı gösterilen ilgi olarak değerlendirmektedir. Bu açıdan bakıldığında sosyal ilginin eksikliği, sorunlara yol açmakta ve bireyin kendini kabul etmesi, değerli olduğunu hissetmesi, aile ve toplum içinde bir yer edinmesi gibi durumların oluşmasına engel teşkil ettiğine işaret eder. Bundan dolayı nevrotikler, suçlular, madde bağımlıları, intihar edenler sosyal ilgi eksikliği yaşayan kişilerdir.

Doğum Sırası ve Kardeş ilişkileri

Adler’in kuramı, diğer tüm kuramlardan farklı olarak kardeş ilişkilerine ve ailedeki doğum sırasına önem veren tek kuramdır. Aynı aileden olsalar bile her kardeşin farklı bir yetiştirilme ortamının olacağını söyleyen Adler, her kardeş için farklı bir çevrenin oluştuğunu söyler.

Adler kardeşlerin doğum sırasına ve sayısına göre beş kriter belirlemiştir. İlki en büyük çocuktur ve ilgiden en yüksek payı alır. İkinci çocuk, abisinin sahip olduğu ilgiyi almak ve baskın olmak için sürekli tetikte olan kişidir. Ve her zaman rekabet içindedir. Üçüncü konumda ortanca kardeş vardır. Genellikle arada kalmış ve ezilmiş hissini yaşar. Bazen de bu çocuklar aileyi bir arada tutan arabulucu kişiler de olabilmektedir. Dördüncü konumda en küçük kardeş vardır. Her zaman ailenin bebeğidir ve en çok şımartılan çocuktur. Beşinci konumda ise tek çocuk olan kardeşleri olmayan kişidir. Bunlar genellikle dünyanın kendi etrafında dönmesini isterler. Kardeşleri olmadığı için paylaşım gibi durumları da olmaz, bunun sonucunda bencil bir kişilik yapısına sahip olurlar genellikle. Aşırı şımartılmış ve her isteği yerine getirildiği için bu çocukların ileriki yaşlarda bağımsızlığını kazanmaları zor olabilir.

Karakter Tipolojisi

Adler karakter tipolojisini oluştururken dört farklı insan tipini tanımlamıştır. Bu tiplerden üçü (baskın, alıcı ve kaçınan) tam olarak işlevsel olmayan tiplerdendir.

Baskın tip

Baskın tipler atılgan, saldırgan ve aktif kişilerdir. Genellikle diğer insanların ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmadan hareket ederler. Diğer insanları ikna etmede ve sosyal olma konularında öne çıkarlar. Bu tiplerin ileri düzeyleri serseri, zorba ve sadist olurlar.

Alıcı tip

Toplumda en sık karşılaşılan tiptir. Geçimlerini sürekli başkaları üzerinden yaparlar. Asalak şekilde yaşayan bu insanlar sürekli birilerine bağımlıdır. Ellerinden geldiğince başkalarından bir şeyler alma peşindedir. Diğer insanlara pek zarar vermezler ancak kendi problemlerini çözmede yetersizdirler.

Kaçınan tip

Başarıyı istemekten çok başarısızlıktan korkan tiplerdir. Bundan dolayı sorumluluk almak yerine çözümü kaçmakta bulur. Herhangi bir başarısızlık yaşamamak için sorumluluktan kaçmak temel felsefeleridir. Bu yüzden kendi sorunları karşısında pek bir çözüm yolu bulamazlar.

Sosyal yetkin tip

Kendini gerçekleştirmiş birey olarak da anılabilir. Gelişmiş ve olgunlaşmış kişilerdir. Diğer insanlara içten bir yakınlık duyarlar ve onlarla bir bütünlük duygusu içindedirler. Yaşam ödevlerini sosyal sorunlar olarak değerlendirirler. Bu sorunları çözmenin işbirliği, kişisel cesaret ve başkalarının iyiliği için istekli olmayı gerektiğini bilirler.

Adler terapisinin terapötik süreçlerini ve kullanılan teknik ve yöntemleri görmek için tıklayınız.

Diğer kuramları okumak için tıklayınız.

Write A Comment