Psikososyal gelişim kuramının kurucusu Erik Erikson, Freud’un kuramından etkilenmekle beraber ondan daha farklı bir şekilde ele almıştır. Erikson, Freud’dan farklı olarak gelişimi ergenliğin sonuna kadar değil, yaşamın sonuna kadar olduğunu söylemiş ve cinselliğe Frued kadar vurgu yapmamıştır. Kişilik gelişiminde, biyolojik etmenlerden daha çok sosyo-kültürel etmenlerin varlığını vurgulamıştır. Bir diğer fark ise insanların doğuştan yıkıcı olmadığı, akılcı ve yapıcı bir varlık olduğuyla ilgiliydi.

Erikson kuramını kendi hayatıyla yaşayan ender insanlardan biridir. Ona göre insan, kendi gelişimini belirlemede önemli bir rol üstlenir. Bundan dolayı soy ismini değiştirip Erikson yapmıştır (Erikson Erik’in oğlu). Bu soy ismini almasının temel nedeni insanın kendi öznesi olmasından dolayıdır.  

PSİKOSOSYAL GELİŞİM KURAMININ TEMEL KAVRAMLARI

Epigenetik İlke

Epigenetik ilke, çeşitli gelişim dönemlerinde belli gelişim dönemlerinde belli gelişimsel özelliklerin ardışık olarak ortaya çıkmasının, önceden kurgulanmış biyolojik temellere dayalı olduğunu ifade eden ilkedir. Erikson kuramını oluştururken, insan gelişiminin epigenetik ilkeye göre ilerlediğini söyler.

Sosyo-Kültürel İlke

Erikson kişilik gelişiminin oluşmasında hem biyolojik unsurun hem de toplumsal unsurların olduğunu söylemiştir. Yani kişilik kalıtımın, kişinin ve kültürün etkileşimi sonucu oluşur.

Psikososyal Kriz

Erikson’un psikososyal gelişim kuramında, her döneme ait krizlerin olduğunu ve bu krizlerin belli zaman aralığında çözülmesi gerektiğini söyler. Freud, kuramında krizlerin çözülmemesi ileride geri dönüşü çok zor olan sorunlara sebep olacağını söylerken, Erikson biraz daha esnek olduğunu söyler. Krizlerin kendi döneminde çözülmesinin daha iyi olduğunu dile getirir, ancak krizin çözülmemesi ilerisi için sorun olsa da çözülmesi o kadar da zor değildir.

PSİKOSOSYAL GELİŞİM DÖNEMLERİ

Erikson’un psikososyal gelişim kuramı sekiz evreden oluşur. Bu sekiz evre doğumdan başlayıp ölüme kadar olan zamanı kapsar.

Yaş Aralığı Psikososyal Gelişim Dönemleri
0-2 Temel Güvene Karşı Güvensizlik
2-3 Özerkliğe Karşı Kuşku Ve Utanç
3-6 Girişimciliğe Karşı Suçluluk
6-12 Başarıya Karşı Aşağılık Duygusu
12-18 Kimlik Kazanımına Karşı Rol Karmaşası
18-30 Yakınlığa Karşı Yalnızlık
30-65 Üretkenliğe Karşı Durgunluk
65+ Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk

1) Temel Güvene Karşı Güvensizlik (0-2 Yaş)

Bu dönem Freud’un oral dönemine karşılık gelir. Sağlıklı kişilik gelişiminde bireyin kendisine ve çevresine karşı güven geliştirmesi kazanılması gereken ilk özelliktir. Bu dönemde bebeğin temel gereksinimlerinin karşılanması çok önemli bir noktadır. Dışa bağımlı olan bebekler, dış çevreden gelen bakıma göre dünyayı algılar. Yani annenin ya da bakıcısı olan kişinin bebeğe yaklaşımı, bebeğin dünyayı yorumlamasını sağlar. Bebeklerdeki temel güven duygusu, ona bakan kişinin ilgisi, sevgisi, beslemesi ve ihtiyaçlarını gidermesine bağlıdır. Bu ihtiyaçlar düzgün ve tutarlı bir şekilde karşılanırsa bebek hem kendisine hem de dış dünyaya karşı güven duygusu oluşturacaktır. Aksi taktirde güvensizlik duygusu oluşur ve bebek ilerleyen yaşlarda sosyal ilişki kurmaktan kaçınan, çekingen, kaygılı ve kendisine güveni olmayan biri olabilir.

Bebeklerdeki bağlanma konusunda çalışma yapan Bolwby, bebeklerin üç tür bağlanma yaşadığını söylemiştir. Bunlar; güvenli, güvensiz-kaçınan ve güvensiz-çelişkili bağlanmadır.

Bowlby’in bağlanma kuramı hakkında daha detaylı bilgi için tıklayınız.

2) Özerkliğe Karşı Kuşku Ve Utanç (2-3 Yaş)

Bu dönem Freud’un anal dönemine denk gelir. Oyun dönemi olarak da nitelendirilen bu dönem çocuğun yürümeye ve konuşmaya başladığı zamandır. Çocuğun annesine olan bağımlılığı azalır ve çevreyi tanımaya başlar. Kendi başına yaptığı eylemlerden haz almaya başlar.

Çocuğun kendi başına olan davranışlarının desteklenmesi, yaptıklarından dolayı cezalandırılmaması çocukların özerklik kazanmasında önemlidir. Bu dönemde çocuklar kendi başlarına yemek yeme, eşyalarını toplama, giyinme gibi davranışlarda bulunarak kendi kendisine yetebilme duygusunu kazanır. Aksi takdirde ailesi tarafından kısıtlanan ve kendi başlarına yapması gereken işleri başkasının yapması sonucunda, çocuğun kendi kapasitesi hakkında kuşkuya düşmesine ve işleri başaramama duygusunun oluşmasına yol  açacaktır. Ayrıca çocuk çekingen, başkalarına bağımlı ve saldırgan bir kişiliğe bürünebilir.

3) Girişimciliğe Karşı Suçluluk (3-6 Yaş)

Bu dönem Freud’un fallik dönemine karşılık gelir. Yavaş yavaş özerklik kazanan çocuk artık çevresini daha çok merak etmeye başlar. Belli amaçlar doğrultusunda hareket etme, davranışlarının sonuçlarını görme ve sorumluluk alma gibi davranışlar gösterir. Bu dönemde çocuklar çok meraklıdır. Her şeyle ilgili sorular sorar özellikle cinsellikle ilgili. Bu dönemde çocuklar enerjilerini belli etkinliklere yöneltir. Araştırma ve keşfetme içinde olan çocukların bu ihtiyaçları doğru şekilde karşılanır ve merak ettikleri konular onun anlayacağı şekilde anlatırsa bu çocuk için kritik evrenin olumlu bir şekilde atlatmasını sağlar. Böylece çocuklar neler yapabileceğini ve nasıl davranmaları gerektiğini bilir. Aksi taktirde, çocuklar cezalandırılır ve yaptıklarından, sordukları sorulardan dolayı azarlanırsa suçluluk duygusu geliştirirler. Suçluluk duygusu yaşayan çocuklar, kendilerine güvenleri olmayan ve yapıtları davranışlarının sürekli yanlış olduğunu düşünen bireylere dönüşür.

4) Başarıya Karşı Aşağılık Duygusu (6-12 Yaş)

Bu dönem Freud’un gizli (latent) dönemine denk gelir. Bu evrede çocuklar okula başlar. İlk defa aile ortamından farklı bir yerde bulunan çocuklar, kendilerini anlatma ve sosyal çevresini genişletme durumuna girer. Okul çağındaki çocuklar olumlu sosyal ilişkiler kurmak, üretken olmak, beğeni kazanmak için girişimlerde bulunur. Yaptığı işlerde başarılı olan çocukların, ailesi ve çevresi tarafından desteklenmesi, çocukların cesaretlendirilmesi onlardaki başarı duygusunu ortaya çıkartacak ve olumlu bir kişilik gelişiminin zemini hazırlayacaktır. Bu sayede çocuklar hem yaptığı işlerden haz duyacak hem de olumlu bir benlik olgusu kazanmaya başlayacaktır. Aksi taktirde çocuklara sorumluluk verilmemesi, çocuklarının yapması gereken işlerin üstesinden gelemeyeceği duygusunun hissettirilmesi, onlarda aşağılık duygusuna yol açacak ve olumsuz bir benlik imajının oluşmasına sebebiyet verecektir. Çocuk ilerleyen yaşlarda utangaç ve insanlardan uzak biri olabilir. Yapması gereken işleri sürekli erteleyen ve etkinliklere katılmayan biri haline dönüşebilir.

5) Kimlik Kazanımına Karşı Rol Karmaşası (12-18 Yaş)

Bu dönem Freud’un genital dönemine karşılık gelir. Bu dönem ergenlik dönemine karşılık gelir ve ergen sürekli olarak ‘ben kimim?’ sorusunun sorar kendisine. Benlik gelişiminin yoğunlaştığı dönemdir. Birey bu dönemde nasıl bir kişilik olduğunu ve nasıl bir yol izlemesi gerektiğini düşünür. Olumlu benlik geliştiren bireyler, ya bir kimlik kazanma yoluna girer ya da bir kimlik karmaşası yaşar. Birey kendi ilgi ve yetenekleri doğrultusunda oluşturacağı bir kimlik kazanımıyla, geleceğe yönelik planlar yapar ve bu doğrultuda kararlar verir. Kendine özgü değerler sistemi kurma ve kendi dünya görüşünü oluşturma bu evrede başlar. Daha önceki evreleri olumlu bir şekilde atlatan birey, düşünceleriyle tutarlı bir şekilde kim olduğunu ve neler yapması gerektiğini kurgulayarak bu doğrultuda hareket eder. Eğer birey kimlik oluşturma sürecinde olumlu bir benliğe sahip değilse, kimlik kazanma yolunda zorluklar çekecektir ya da kimlik kazanımını ertelemek isteyecektir. Bundan dolayı geleceğe dair planlar yapmayıp, hangi kararları alması gerektiğini bilmeyebilir.

Ergen bireyin, kimlik kazanma sürecinde toplumca kabul görmüş değerleri benimseme, yaşadığı hızlı fizyolojik değişimle baş etme, aileden bağımsız olma ve cinsiyetine uygun roller elde etme gibi durumlarla baş başadır. Bu durumlar kimlik kazanma yolunda baş edilmesi gereken durumlardır. Olumlu benlik algısına sahip ergenler bu tür sorunlarla baş etmede daha iyidir ve kimlik kazanımını elde etmede daha tutarlıdır. Ancak bu sorunlarla baş etmede sorun yaşayan ergenler sıkıntı yaşar ve kimlik kazanma yolunda olumsuz bir sonuçla karşılaşır. Bu da rol karmaşasına sebep olabilir.

6) Yakınlığa Karşı Yalnızlık (18-30 Yaş)

Frued, kişilik kuramını 18 yaşına kadar ele almıştır. Çünkü ona göre kişiliğin büyük bir kısmı bu yaşa kadar tamamlanır ve sonrasında değiştirilmesi zordur. Ancak Erikson, psikososyal gelişim kuramında, kişiliğin ölüme kadar devam ettiğini söylediğinden, kimlik kazanma evresinden sonra da kişilik oluşumunun devam ettiğini söyler.

Psikososyal gelişim kuramının altıncı evresi olan bu dönemde, birey belli bir kimlik kazanımı elde etmiş ve çevresindeki kişilerle olumlu ilişkiler kurma dönemine gelmiştir. Bu evrede birey, insanlarla olumlu ilişkiler kurma, sevgi, karşı cinse ilgi ve sorumluluk alma seviyesine gelmiştir. Aynı zamanda bu dönemde birey, kişiliğine, ilgi ve yeteneğine göre bir meslek seçme durumundadır. Eğer birey evlilik ve aile kurma, kendisine göre bir meslek seçme konularında başarısızlık yaşarsa, bu durum onun yalnızlığa çekilmesine yol açabilir ve insanlarda uzaklaşmasına sebep olabilir.

7) Üretkenliğe Karşı Durgunluk (30-65 Yaş)

Daha önceki evreyi olumlu atlatan yani olumlu ilişkiler kurmuş ve mesleğini seçmiş bir birey, bu dönemde üretken biri olur. Çevresine ve ailesine karşı sorumluluklarını yerine getiren ve toplumun ihtiyaçlarına cevap veren bir birey, işinde başarılı olma ve ailesinin isteklerini doğru şekilde yerine getiren biri olur. Çocuk yetiştirme, toplum kuruluşlarında görev alma, gençlere rehberlik yapma bu dönemin gereklilikleri içindedir. Üretken olamayan bireyde ise hiçbir işe yaramama duygusu oluşur ve ihtiyaçlara cevap veremeyen birisi olduğunu düşünür.

8) Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk (65+ Yaş)

Emeklilik dönemidir. Birey, bu dönemde geçmişini sorgulamaya başlar. Eğer Erikson’un psikososyal gelişim dönemlerini olumlu bir şekilde atlatmışsa, mesleğinde başarılı olmuş, çevresine ve kendisine karşı yararlı olmuş ve ailesinin sorumluluklarını yerine getirmişse, bu durum birey de mutluluğu ve haz almayı getirir. Eğer birey bu olumlu durumları yaşamamış ve geçmişte yaptıklarını beğenmiyorsa, bu durum bireyin umutsuzluk yaşamasına sebep olur. Umutsuzluk yaşayan bireyler, çevresiyle olumsuz ilişkiler kurar, geçimsiz ve anlayışsız birine dönüşebilir.

Write A Comment