Psikanaliz

Psikanaliz, psikolojik bozuklukların tedavisi için ilk defa konuşma tedavisini kullanan Sigmund Freud tarafından geliştirilmiştir. Freud’un psikanalitik sistemi bir psikoterapi kuramı olmasının yanında aynı zamanda bir kişilik gelişimi modelidir. Psikoloji tarihinin en tartışmalı isimlerinden biri olan Freud’un görüşleri psikanalizden sonra geliştirilen psikoterapi kuramlarını da etkilemiş, çağdaş uygulamaları da etkilemeye devam etmektedir.

freud-psikanaliz-kurami
Sigmund Freud

Freud, insan doğasının olumlu olduğu görüşüne karşı çıkarak,  insan hakkında kötümser bir portre çizmiştir. İnsanı determinist bir görüşle değerlendirerek, kişiliğin altı yaşından önce belirlendiğini ifade etmiştir.

Psikanalizde insan davranışlarının psişedeki ögelerin çatışmalarından kaynaklandığı kabul edilir; bilinç dışı dürtüler, bilinç ve toplum tarafından kabul edilemeyecek bunun sonunda da psişik aygıt, dürtüleri uzakta tutmak için enerji sarf edecektir. Sonuç olarak çatışan bu zihinsel güçler arasındaki uzlaşma sonucu davranış ortaya çıkacaktır.

Psikanaliz’in Temel Kavramları

İçgüdü Kuramı

Freud’a göre bizler doğuştan getirdiğimiz içgüdülere sahibizdir.  Bu içgüdüler bireyin yaşamının ve aynı zamanda türünün sürdürülmesini sağlar. Birey, içgüdülerini ifade edecek bir yol bulmak zorundadır aksi taktirde işlevlerini yerine getiremeyecek duruma gelir. Freud’a göre iki temel içgüdü vardır; Eros/Yaşam içgüdüsü ve thanatos/ölüm içgüdüsü.

Eros/Yaşam İçgüdüsü

Eros, Freud’un ilk yazılarında bahsettiği temel içgüdüdür. Yaşamsal süreçleri koruyup, devam ettirmeye hizmet eden içgüdülerin yer aldığı gruptur.

Thanatos/Ölüm İçgüdüsü

Freud’a göre insanlar nihai olarak başlangıçtaki inorganik duruma dönmeye yönelik bir içgüdüye sahiptir. Korku, öfke ve nefret gibi duygularla anılan thanatos veya ölüm içgüdüsü, kendisini bireyin kendine veya etrafına zarar veren davranışlarıyla gösterir. Bahsedilen duygular bireyin kendisine veya dışarıya yönlendirilebilir.

Topografik Model – Bilinç, Bilinçaltı ve Bilinç dışı

buzdagi-modeli-freud-psikanaliz
Buz Dağı Modeli

Freud’a göre zihin üç bölümden oluşmaktadır; bilinç, bilinçaltı ve bilinç dışı. İnsan kişiliğinin ancak bilincin bu üçlü yapısıyla birlikte anlaşılabileceğini ifade etmiştir. (Bu kavramların çevirisinin nasıl olacağı konusunda ihtilaf bulunmaktadır. Bazı kaynaklarda ”bilinçaltı” yerinde ”bilinç öncesi” kullanılmakta, ”bilinçaltı” na da ”bilinç dışı” denmektedir. Biz bu yazıda belirttiğimiz şekilde kullanmayı uygun gördük.) Üçlü parçaya ayırdığı zihin modelini buz dağı örneğiyle açıklamıştır. Buz dağının suyun üzerinde kalan kısmını bilince, biraz suyun altında kalan kısmı bilinçaltına ve asıl parçayı oluşturup dışarıdan gözükmeyen en altı kısmını da bilinç dışına benzetmiştir.

Bilinç

Bilinç, şu anda farkında olduğumuz her türlü duyum ve yaşantımızdır. Örneğin bu yazıyı okurken dışarıdan gelen sesleri duymanız ya da masanızın üzerindeki kahveyi yudumlayıp tadını almanız bilinç alanında gerçekleşen olaylardır.

Bilinçaltı

Bilinçaltı ise bilincin aksine şu anda farkında olmadığımız fakat küçük bir çabayla hatırlanabilen yaşantılarımızın bulunduğu alandır. Örneğin dün akşam cüzdanınızı nereye koyduğunuzu hatırlamak için düşündüğünüzde yanıtınız bilinçaltından gelecektir. Ya da uzun zamandır görmediğiniz bir arkadaşınızla yolda karşılaştığınızda aklınıza beraber yaşadığınız komik bir olayın gelmesi, o materyalin bilinçaltı seviyesinden bilinç seviyesine çıktığının göstergesidir.

Bilinç dışı

Bilinç dışı, farkında olmadığımız, tüm deneyimlerimizin, anılarımızın ve bastırılan düşüncelerimizin yer aldığı zihni oluşturan en büyük yapıdır. Bireyin duygu, düşünce ve davranışlarının çoğu bilinç dışında yer alan istek, güdü ve dürtülerden oluşmaktadır. Bilinç dışında yer alan materyallerin bilince aktarılması güçtür, yazının ileriki bölümlerinde de anlatılacağı gibi psikanalizin amacı ,bilinç dışında yer alan istekleri bilinç alanına, serbest çağrışım, rüya analizi, hipnoz gibi teknikleri kullanarak bilinç alanına getirmektir.

Yapısal Model

Topografik modelin insan kişiliğini açıklamada yetersiz kaldığını gören Freud, yapısal modeli geliştirerek, insan kişiliğini yönelik görüşlerini genişletmiştir. Yapısal model kişiliği; id, ego ve süper ego olmak üzere üçe ayırır.

İd

İd, kişiliğin doğuştan getirdiğimiz ilkel yönüdür. Bireyin içsel dürtülerinin ne olursa olsun doyurulması doğrultusunda çalışır. Bilinçdışı düzeyinde işlev göre id, haz ilkesine göre hareket eder; hiçbir fiziksel veya toplumsal sınırlandırmayı kabul etmeyerek sadece hazzı sağlayacak şeylerle ilgilenir. Doğuştan getirilen id, daha sonra ayrımlaşarak ego ve süper egoyu oluşturur.

Ego

Ego, 6-8. aylarda id’den ayrımlaşarak gelişir. İd haz ilkesine göre hareket ediyorken, ego bilinç düzeyinde gerçeklik ilkesine bağlı olarak hareket eder. Amacı bir yandan idin isteklerini yerine getirmeye çalışırken diğer yandan bu istekleri durumun gerektirdiği gerçeklere göre ayarlamaya çalışır.

Süper ego

Süper ego, beş yaş dolaylarında kişiliğin en son gelişen yapısıdır. Ahlaki yönü temsil ederken vicdan ilkesine göre çalışmaktadır. Karalarında ahlak kurallardan yola çıkarak, id’in isteklerini-özellikle cinsellik ve saldırganlıkla ilişkili olanlarına- ahlaki kriterlere göre değerlendirir. Bunun yanında da ego’yu yargılar ve ona emirler verir.

id-ego-superego-psikanalizFreud’un ifade ettiği benzetmeyle, ego şahlanmış bir at üzerinde şövalyedir. İd ve süper egonun isteklerini dizginlemeye uğraşırken, orta yolu bulmaya çalışır. Bu üçlü arasındaki ilişkiyi şu örnekle de açıklayabiliriz.  Yolda yürürken önünüzdeki adam cüzdanının düşürür. Cüzdanın içinde büyük miktarda para olduğunu görürsünüz. Kişiliğiniz id’in oluşturduğu tarafı cüzdanı alıp çantanıza atmanızı ister. Bu esnada ego, cüzdanı aldığınızda kimsenin görmediğinden emin olmak için ilk önce etrafınıza bakıp daha sonra hızlı bir şekilde cüzdanı alarak yolunuzu değiştirebileceğiniz şekilde bir plan hazırlar fakat burada süper ego devreye girerek böyle bir şey yapmanın ahlaki değerlere aykırı olmasından ötürü,  suçluluk duygusunu devreye sokarak egoya izin vermez.

Kaygı

Kaygı, psikanalizin önemli konularından biridir. Kaygı, organizmayı harekete geçmek için motive ederken bir yandan da gerilim oluşturur. İd, ego ve süper ego arasında psişik enerjinin kontrolü için çatışmalar oluşur. Kaygı işe bu çatışmalar sonucunda ortaya çıkmaktadır. Asıl işlevi olası bir tehlikeye karşı organizmayı uyarmaktır. Gerçeklik kaygısı, nevrotik kaygı ve ahlaki kaygı olmak üzere üç türü bulunur.

Gerçeklik Kaygısı

Gerçeklik kaygısı, dış dünyadan gelecek tehlikelere karşı duyulan korkudur. Bu kaygının düzeyi organizmaya yöneltilen tehditle doğru orantılıdır. Tehdidi ortadan kaldırmak için bireyi motive eder.

Nevrotik Kaygı

Nevrotik kaygı, içgüdüler kaynaklı isteklerin engellenemeyip bireyi kontrol altına alabileceğini düşüncesinden kaynaklanan korkudur. İçgüdüler harekete geçip, bireyin cezalandırılmasını gerektiren bir şey yapma tehdidi olduğunda gelişmektedir.

Ahlaki Kaygı

Ahlaki kaygı, kişinin kendi vicdanına karşı duyduğu korkudur. Bu vicdan ebeveynlerden kaynaklanıp, içselleştirilmiş doğrulardan oluşmaktadır. Ahlaki kaygı, bireyin içselleştirdiği değerlere aykırı bir şey hissettiğinde, düşündüğünde veya yaptığında süper egonun etkisiyle ortaya çıkar. Sonucunda suçluluk, utanç gibi duygular uyandırabilir.

Ego Savunma Mekanizmaları

Ego kaygıyı kontrol altına alamadığı zaman ego savunma mekanizmaları olarak adlandırılan dolaylı kontrol yöntemlerine başvurabilir. Bu savunma mekanizmaları, bireyin kaygıyla başa çıkmasına yardımcı olurken, egonun da aşırı baskılanmasını engeller. Gerçekle yüzleşmeyi önleyen bir yaşam tarzı haline gelmedikçe, güçlüklerin üstesinden gelebilmeleri için bireylere destek olurlar.

Bireylerin ağırlıklı olarak başvurduğu savunma mekanizmaları,  içinde bulunulan gelişim düzeyine ve kaygının derecesine göre farklılık göstermektedir. Kullanılan savunma mekanizmalarının yaygın olarak iki özelliği bulunmaktadır; bilinç dışı düzeyde işlev görürler ve gerçeği çarptırabilir veya yadsıyabilirler. En çok bilinen ve yaygın olarak kullanılan ego savunma mekanizmalarını şöyle sıralayabiliriz.

Bastırma / Baskılama

Bastırma savunma mekanizması, tehdit edici veya acı veren duygu ve düşüncelerin bilinç dışına itilmesidir. Freud’un ileri sürdüğü savunma mekanizmalarının en önemlilerinden biridir, birçok savunma mekanizmasının ve nevrotik bozuklukların temelini oluşturmaktadır.

Örnek: İlkokul öğretmeni tarafından şiddet gören birinin, öğretmeninin ismini unutması.

Yadsıma / İnkâr

Yadsıma ya da inkar benlik için tehdit edici olarak görülen bir gerçeği yok saymak veya görmezden gelmektir. Bireyin amacı tehdit edici durum karşısında ne duyumsadığını, ne algıladığını çarpıtarak kendisini korumaktır.

Örnek: Oğlu vefat eden bir annenin, oğluna elbise alması.

Karşıt Tepki Geliştirme

Karşıt tepki geliştirme, bireyin tehdit edici bir tepkiye karşı, bilinç dışında gizlediği duygu, düşünce veya davranışlarının tam tersi şekilde davranmasıdır.

Örnek: Ateist olan birinin, yaşadığı toplumun tepkisinden çekinerek Müslüman gibi davranıp, ibadetlere katılması.

Yansıtma

Yansıtma, bireylerin kabul edilemez olan istek ve ihtiyaçlarını diğer bireylere yönlendirmesidir. Saldırgan davranışlar, şehvet arzuları ya da bunlara benzer tepkiler bireyin kendisine değil, başkalarına ait gibi kabul edilirler. Olayların asıl sorumsu olarak ”diğerleri” gösterilir.

Örnek: Cinsellik dürtüsü baskın olan bir kadının, onunla iletişim kurmaya çalışan her erkeğin ona sarkıntılık ettiğini düşünmesi.

Yer/Yön Değiştirme

Yer veya yön değiştirme; kaygı yaratan bir durum sonucunda öfkenin ya da biriken enerjinin, asıl kişi veya nesne yerine olayla alakalı olmayan başka bir kişi veya nesneye yönlendirilmesidir. Asıl üzerine gidilmesi gereken kişi veya nesne ulaşılamaz olduğunda bu savunma mekanizmasına başvurulur.

Örnek: Dışarı çıkmasına izin verilmeyen bir çocuğun, odasındaki bilgisayarı parçalaması.

Mantığa Bürüme / Bahane Bulma

Mantığa bürüme, benliğin kabul etmediği duygu, düşünce ve davranışları haklı göstermek amacıyla mantıklı açıklamalar dile getirmektir. Asıl amaç başarısızlıkları ve yetersizlikleri gizlemektir.

Örnek: Çok iyi futbol oynayamayan birinin, halı saha maçında yaptığı hataları takımların dengeli kurulmamasıyla açıklaması.

Yüceltme

Yüceltme, cinsellik ve saldırganlık temelli dürtülerin, asıl amaç ve nesnelerinden koparılarak toplumun kabul edebileceği bir şekilde doyurulmasıdır. Freud’a göre büyük olarak nitelendirdiğimiz sanatsal  katkıların çoğu cinsel veya saldırgan enerjinin yaratıcı davranışlara yönlendirilmesiyle oluşmuştur.

Örnek: Saldırganlık dürtüsü baskın olan birinin kasap olarak hayatına devam etmesi.

Gerileme

Bireyler ciddi stres ve aşırı güçlükle karşılaşıp, yaşlarına uygun davranışlarla güdülerini doyuramadıkları veya doyurmakta zorlandıkları durumlarda daha önceki gelişim dönemlerine dönerek, o dönemde gösterdikleri davranışları tekrar ederek doyuma ulaşmaya çabalarlar. Bu durum gerileme olarak adlandırılmaktadır.

Örnek: Yeni kardeşi dünyaya gelen beş yaşındaki bir çocuğun altını ıslatmaya başlaması.

İçe Yansıtma

İçe yansıtma, bireyin çevresinde değer ve standartları olduğu gibi kabul ederek buna yönelik davranış göstermesidir. Her ne kadar bu savunma mekanizması çoğunlukla olumsuz bir takım davranışlar hatırlatsa da anne veya babalık değerleri gibi olumlu şekillerinin de bulunduğunu belirtmek gerekir.

Örnek: Hırsızlığın normal olarak görüldüğü bir toplumda büyüyen bir çocuğun hırsızlık yapmayı bütün hayatı boyunca devam ettirmesi.

Özdeşim Kurma / Özdeşleşme

Özdeşleşme; yetersizlik ya da aşağılık duygularına sahip bireyin, herhangi bir alanda başarılı olarak değerlendirdiği kişi veya kurumlarla kendini eş tutarak, onların başarıları/yetenekleriyle doyum sağlamaya ve değerli algılanmaya çalışmasıdır.

Örnek: Üniversiteye gidemeyen bir babanın, oğlunun üniversitedeki başarılarıyla övünmesi.

Ödünleme / Telafi

Ödünleme, bilinen kusur veya yetersizleri maskelemek amacıyla, kusur veya yetersizliklerin yerine geçebilecek olumlu özellikleri geliştirme çabasıdır.

Örnek: Okulda akademik olarak başarılı olamayan bir çocuğun, yoğun basketbol antrenmanlarına giderek iyi bir basketbolcu olmaya çalışması.

Bedenselleştirme / Organlaştırma

Bedenselleştirme; kaygının, ruhsal belirtilerle ifade edilmeyerek biyolojik bir sebebe dayanmayan bedensel hastalıklarda kendini göstermesidir.

Örnek: Okula gitmekten korkan bir çocuğun karnının ağrıması.

Düş Kurma

Düş kurma, gerçek hayatta doyurulamayan istek, ihtiyaç veya dürtülerin hayal kurma yoluyla doyurulmaya çalışılmasıdır.

Örnek: Ünlü bir şarkıcı olmak isteyen genç kızın, her gece yatmadan önce büyük bir sahnede kalabalık seyirci topluluğuna şarkı söylediğini hayal etmesi.

Write A Comment